Takvim

Aralık 2009
PztiSalÇrşPerCumCmtsiPaz
 << <Eyl 2010> >>
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031   

Ilan

Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçi: 1

rss Sindikasyon

Arşivler

Bu tarihde yollanınan yazıların ilanı: 01/01/01

ASIL BU SOYKIRIM KATLİAM.....

İSRAİL; VAHŞET VE KATLİAM DEMEKTİR

 

İsrail oğulları Filistin toraklarına yerleştikten sonra, kan, gözyaşı, ahlaksızlık ve zulüm eksik olmadı. Kendi peygamberlerini şehit eden bu insan müsveddeleri Hz. İsa’yı çarmıha germekten geri durmadılar. Hz. Ömer döneminde Kudüs fetih edilince uzun dönem Filistin topraklarına adalet ve hak hâkim oldu.

       Haçlı seferleriyle bölge yeniden kan gölüne çevrildi. Bölgenin ekonomik varlıklarını talan etmek İçin gelen haçlı yamyamlar binlerce Müslüman’ı katletti. Selahattin’i Eyyübiy’le bölge sulh ve sükûna kavuştu. Ancak geçen zaman içinde feodal yapılar kan dökmeye devam ettiler. Bu arada Türkmen Aşiretleri de Abbasilerle bölgeye gelip yerleştiler. Özellikle Cenin ve Han Yunus bölgesi göçebe Türkmenlerle doluverdi.

        Osmanlılar 1517 yılanda Mercidabık Seferiyle başlayıp, Mısır’ın alınmasıyla sonuçlanan harekâttan sonra, Filiskine sulh ve sükûn hâkim oldu

       Tam dört asır bu topraklarda münferit olaylar hariç güvenlik hâkim oldu. Birinci dünya savaşıyla başlayan süreçte İngiliz Baflor un deklarasyonu ile 1917 yılından sonra bölge yeniden kan gölüne dönmeye başladı.

         Dünyaya dağılmış Yahudiler Filistin’e önce parayla gelip Araplardan toprak satın aldılar. Hâlbuki Sultan Abdülhamit; Teodel Herzel başkanlığında ki heyetin “Osmanlını tüm borçlarını silmek kaydıyla” Filistin topraklarını satın almak istemesine karşı “dedelerim o toprakları kanla aldılar ben satamam” demesine karşılık Araplar sattılar ve torunlarına bu ihaneti yaptılar. İşte bu gün karsılaştığımız vahşetin tohumlar o zaman atıldı.

           Yahudiler; İngiliz himayesinde, parayla satın alma, sindirme, korkutma, öldürme politikalarıyla Arapları bölgeden sürüp attılar. !948 yılında Birleşmiş Milletlerde yapılan oylamayla bağımsız devlet oldular. Büyük İsrail hedefinden vaz geçmeyen Yahudiler öldürmeye, göç ettirmeye dayalı politikalarını 
      1967 ve 1973 savaşlarını kazanan İsrail binlerce Filistinlin sürülmesine neden oldu. Binlerce masum Filistinli öldürüldü.1982 yılında Ariel Şaron komutasında ki Yahudi ordusu yapılan baskınla Şabra ve Şatilla kamplarında masum ve çocuk 1500 sivili dünyanın gözü önünde öldürdüler. Batı, Avrupa ve Amerika tam bir çifte standart uygulayarak üç maymunları oynadı. Sözde demokrasi havarisi olan bu güruhlar kıllarını bile kıpırdatmadı.

          İsrail; Bir Filistin devletini istemediği gibi Tevrat’ta vaat edilen topraklardan da vazgeçmedi. Bu eli kanlı katiller “Nil’den Fırat’a kadar seni hükümran kıldım” Muharref Tervratın ön görüsünü geçekleştirmek için var güçleriyle çalıştılar.

           Harran ovasında alınan topraklar, Musul, Kerkük civarında alınan topraklar en az yüz yıl sonrası düşünülerek ve Tevrat’ın istekleri doğrultusunda yapılmış olaylardır. Bunlar doğru algılanırsa Bölge halkı için yeni bir Filistin oluşmaz. Aksini düşünmek bile zor.

           25 Aralık ta başlayan İsrail saldırıları ne yazık ki sözde medeni dünyanın gözleri önünde İsrail Hava, Deniz Ve Kara kuvvetleri tarafında 300 e kadar sivil insan öldürülmüş, yüzlercesi yaralanmış ve suçluda aç suçsuz, Filistinliler olmuştur. 6 aylı bebeler ,nineler,dedeler  hastaneler vurulmuş ve vurulmaya da devam ediyorlar  ABD ve Avrupa da olayları sadece seyrediyor. İnsanlık yeni bir testten geçiyor. İnsanlık Filistinlinin çığlığını duymak zorundadır.

             Çıkarılan krizler, Birinci ve ikinci dünya harpleri hep bu köhnemiş, kana doymayan Yahudi düşüncesinden çıkmaktadır. Eğer Tevrat, Talmut ve Yahudi efsaneleri iyi okunursa yaşadığımız olaylar anlaşılır, insanlık bir beladan kurtulur. Aksi halde İsrail daha çok bölgede kan dökmeye devam eder.

             İsrail vuruyor, öldürüyor katliam üstüne katliam yapıyor. Sözde demokrasi havarisi; Avrupalılar, Amerikalılar ve utanmaz Araplar bu zulme seyirci kalıyor. Ey Adli ilahi demekten kendimi alamıyorum. 
    Arap Devlet başkanları da artık uyanıp bu işi diplomasi yoluyla çözmelidirler. Aksi halde Ortadoğuda ve Filistin’de barışın tesis edebilmesi için Gustav Le Bon ‘un Dediği gibi “Osmanlının gelmesini beklemek” gibi bir hayale kapılırız.


 

07 Oca 2009
Admin · 2 görünüşler · Yorum bırakın
_KAVGAMSIN___


Bugün yine hüsran nöbetçi yüreğimde 
Bugün yine gözyaşı umutların önünde, 
Ve yoksun işte... 
Sensiz vakitlere tahammülsüz yüreğim, 
Bir özlem türküsü dudaklarımda 
Bir şarkı ki notasız; seni özledim! . 
Karanlıkta kalıyor şafak... 
Pusuda bekliyor çile sensizliği 
Öfkem ki bu vuslata, dinmedi. 
... 
satırların adabı bozuluyor Gelincik! 
yoksan birbirini tutmuyor dakikalar... 
bilirsin tek düşmanı sensin sensizliğimin 
ve bilirsin kan kusar yokluğuna ümidim... 
Bıraksalar koşup geleceğim sana aslında 
Bir müsaadesi olsa efkarımın, 
... 
bugün başka bir acı sardı bedeni 
bir sızı ki dinecek gibi değil 
ve ben doğarken binmiş dünya sırtıma 
inecek gibi değil! . 
İnatla sarılır sana sevdam 
Ve hayallerini akran ederim gönlüme sen yoksan! 
... 
bir hal olur gene sarılırım sana ben bir tenha da 
varsın hayal olsun beni saran kolların, 
bir düş doğar; öperim dudaklarını 
yine hüsran tutsa da nöbetini yüreğimin, 
bir buseyi katre katre alır gönül: kanarım... 

sen ki; sevgili! 
kavgamsın................. 

SEVDAZAN
Mustafa Çelebi ÇETİNKAYA®
________
07 Oca 2009
Admin · 1 görünüş · Yorum bırakın
BİTMEYEN AŞK

 Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. 
Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü... 

 Gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında söyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? 

İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı... 
Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu... 

07 Oca 2009
Admin · 1 görünüş · Yorum bırakın
Martılar Niçin Denizler Üzerinde

( 2 )

Çarşamba, 07. Ocak 2009 Tarih 22:18.

 İŞTE HİKAYEMİZ DE ZATEN BURADA BAŞLIYOR. 
Hemen bir gemi hazırlattıran kral gidilebilecek en uzaktaki adaya bir fener yaptırmış ve fakir delikanlıyı da o adada yanlız yaşamaya mahkum etmiş...


Aradan bir kaç ay geçmesine rağmen prensesi unutamayan fakir delikanlı prensese olan aşkını kağıtlara dökmüş ve martılara anlatmaya başlamış... 

Artık bütün martılar fakir delikanlının prensese olan aşkından haberdarmış. Sonunda martılar bile fakir delikanlıyı anlamış ve yazdığı mektupları prensese götürmeye başlamışlar... 

 

 Ve zamanla prensesin de yazmış olduğu mektupları fakir delikanlıya götüren martılar aracılığı ile aşkları iyice büyümüş; ta ki... 


Bir sabah sarayın bahçesinde kahvaltı yaparken prensesin odasının penceresine ağzında bir mektupla konan martıyı kralın görmesine dek. Tabii korkulduğu gibi olmamış... 

Ağlayarak kızına sarılan kral, hayvanların bile bu aşkı anlarken kendisinin anlayamadığı için kendisinden utandığını söyleyerek prensese hemen bir gemi göndertip fakir delikanlıyı getirtip kendisi ile evlendireceğini söylemiş. Buna çok mutlu olan prenses hemen fakir delikanlıya bir mektup yazmış ve olanları anlatmış.
07 Oca 2009
Admin · 2 görünüşler · Yorum bırakın
Hoş geldiniz
http://republika.pl/blog_ta_3633835/4430488/sz/12-02-istanbul.jpg

06 Oca 2009
Admin · 2 görünüşler · 1 yorum